92406 kayıt bulundu.
1. ağzına geleni söylemek
1. Bunca yıl yalan okuduk, yalan dinledik / Aklına kim gelirse bağır, ver veriştir
1. Bunca yıl yalan okuduk, yalan dinledik / Aklına kim gelirse bağır, ver veriştir
Ön Takı : (birine)
1. -e , -e , -e , -e , Çok fazla söylemek
2. İyice çıkışmak, ağzına geleni söylemek
1. Bir biçimine getirip benimle Samim'e de veriştiriyormuş.
1. Bir biçimine getirip benimle Samim'e de veriştiriyormuş.
1. isim , isim , eskimiş , eskimiş , anatomi , anatomi , isim , isim , eskimiş , eskimiş , anatomi , anatomi , Toplardamar
Lisan : Arapça verīd
Telaffuz : veri:di
1. -e , -e , -i , -i , -e , -e , -i , -i , Çabucak vermek
1. Kafese sokulunca türküsüyle beraber canını da görünmez bir soluk gibi bir daha geri gelmemecesine veriverir.
1. Kafese sokulunca türküsüyle beraber canını da görünmez bir soluk gibi bir daha geri gelmemecesine veriverir.
2. Fazla emek harcamadan vermek
Telaffuz : veri'vermek
1. isim , isim , spor , spor , isim , isim , spor , spor , Futbol, hentbol ve basketbolda topa sahip oyuncunun yakındaki bir arkadaşına pas verip boş bir alana kaçarak tekrar topu alması
1. isim , isim , isim , isim , Vermek işi
1. Ay başlarında borçlarımızı vermeye annemle birlikte çıkardık.
1. Ay başlarında borçlarımızı vermeye annemle birlikte çıkardık.
verkaç, elvermek, ısıveren, işveren, özveren, yediveren
1. -e , -e , -i , -i , -e , -e , -i , -i , Üzerinde, elinde veya yakınında olan bir şeyi birisine eriştirmek, iletmek
1. Okumadığım zaman tavukların bahçesindeyim, yemlerini ben veririm.
1. Okumadığım zaman tavukların bahçesindeyim, yemlerini ben veririm.
2. Bırakmak veya bağışlamak
3. Ondan bilmek, atfetmek
1. Bilgin'in bu çekingen tavırlarını kusurlu ve zayıf oluşuna verdi.
1. Bilgin'in bu çekingen tavırlarını kusurlu ve zayıf oluşuna verdi.
4. Düşünce veya bilgi anlatan şeyleri başkalarına iletmek, bildirmek
1. Geçenlerde bir derginin, 'Eski ünlüler ne yapıyor?' adlı bir röportajına verdiği cevapları okudum.
1. Geçenlerde bir derginin, 'Eski ünlüler ne yapıyor?' adlı bir röportajına verdiği cevapları okudum.
5. Döndürmek, çevirmek, yöneltmek
1. Arabanın burnunu en tenha kahvelerden birinin önünde rıhtıma verdiler.
1. Arabanın burnunu en tenha kahvelerden birinin önünde rıhtıma verdiler.
6. Herhangi bir duruma yol açmak
1. Kendilerine iyi bir çalışma fırsatı verdim.
1. Kendilerine iyi bir çalışma fırsatı verdim.
7. Satmak
1. Ucuz pahalı deme de ver gitsin; ver de kurtul.
1. Ucuz pahalı deme de ver gitsin; ver de kurtul.
8. Kızı, kadını biriyle evlendirmek
1. Uzun Osman, Zeynep'le Süleyman'a, ikisini birbirine vereceğini söylediği zaman şaşmadılar.
1. Uzun Osman, Zeynep'le Süleyman'a, ikisini birbirine vereceğini söylediği zaman şaşmadılar.
9. -i , -i , -i , -i , Ödemek
1. Haydi ... arabaya atlayın... Köşkten parayı verirler.
1. Haydi ... arabaya atlayın... Köşkten parayı verirler.
10. Yaymak
1. Ses vermek. Korku vermek. Işık vermek.
1. Ses vermek. Korku vermek. Işık vermek.
11. Bitki ve ağaç, ürün üretmek
1. Dal budak saldı, yemiş vermeye başladı.
1. Dal budak saldı, yemiş vermeye başladı.
12. Herhangi bir şey ortaya çıkarmak, oluşturmak
1. Kendisi de muhakkak artistlerden, güzel eser veren, güzel konuşan, hayalleri işlek adamlardan hoşlanıyor.
1. Kendisi de muhakkak artistlerden, güzel eser veren, güzel konuşan, hayalleri işlek adamlardan hoşlanıyor.
13. Hepsini herhangi bir duruma sokmak
1. Ateşe vermek. Ortalığı heyecana vermek.
1. Ateşe vermek. Ortalığı heyecana vermek.
14. Sahip olmasını sağlamak
15. Bir şey üzerinde etki yapmak, biçimini değiştirmek
1. Hareket vermek. Biçim vermek.
1. Hareket vermek. Biçim vermek.
16. Tespit etmek
1. Randevu vermek. Ad vermek.
1. Randevu vermek. Ad vermek.
17. Kazandırmak, katmak
1. Tat, çeşni vermek.
1. Tat, çeşni vermek.
18. Ayırmak, harcamak
1. Emek vermek. Zaman vermek.
1. Emek vermek. Zaman vermek.
19. Dayamak
1. Duvara sırtını verip çömeldi. Gözünü hamamcının geleceği yola çiviledi.
1. Duvara sırtını verip çömeldi. Gözünü hamamcının geleceği yola çiviledi.
20. Doğurmak
1. Kezban, ona yedi evlat vermişti.
1. Kezban, ona yedi evlat vermişti.
21. argo , argo , argo , argo , Cinsel yönden kendisini kullandırmak
22. yardımcı fiil , yardımcı fiil , yardımcı fiil , yardımcı fiil , Kök veya gövdeleri sonuna -ı (-i, -u, -ü) zarf-fiil eki almış fiillere gelerek tezlik bildiren birleşik fiiller oluşturur
1. alıvermek, dizivermek, yapıvermek, görüvermek.
1. alıvermek, dizivermek, yapıvermek, görüvermek.
1. şanssız kişiler için söylenen bir söz
1. isim , isim , isim , isim , Birçok bitki eklenerek özel koku verilmiş, tatlı, bir tür beyaz şarap
Lisan : Almanca Wermut
1. isim , isim , kimya , kimya , isim , isim , kimya , kimya , İnce bir tabaka olarak uygulandıktan sonra saydam biçimde katı duruma gelen, kuruyan yağlar, reçine ve çözücüden oluşan kaplama malzemesi
1. Fırınlanmamış birader, iki yıl sonra pul pul olmaz mı bunun vernikleri?
1. Fırınlanmamış birader, iki yıl sonra pul pul olmaz mı bunun vernikleri?
Lisan : Rumca
1. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Vernikleme işi yapılmak, vernik sürülmek
1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Verniği olan
1. Fincanlardan evvel, hemen arkalarında duran yuvarlak, vernikli, resimli tepsiye uzandı eli.
1. Fincanlardan evvel, hemen arkalarında duran yuvarlak, vernikli, resimli tepsiye uzandı eli.
1. isim , isim , isim , isim , Doğrusal veya dairesel boyutların ölçülmesinde, ölçme duyarlığını artıran, çok küçük boyutların ölçülebilmesini sağlayan düzen
Lisan : Fransızca vernier